|
|
Marie Claire Türkiye
ANASAYFA
EDİTÖRDEN HABERLER
MODA
GÜZELLİK
LİFE STYLE
SÖYLEşİ
YAşAM
YARIşMALAR
Video
BU AY DERGİDE
New York'un en başarılı davet organizatörlerinden Antony Todd, ilk kez 12 yıl önce geldiği ve aşık olduğu İstanbul'da I Love Istanbul adlı bir dekorasyon mağazası açıyor.
Marie Claire Şubat 2010


Bir şehre misafir olarak gelmek ve o şehrin büyüsüne kapılıp, kalıcı olmayı seçmek Avustralya doğumlu tasarımcı ve sanat yönetmeni Antony Todd için yeni bir deneyim değil. Kendisi 1992 yılında New York'u ilk ziyareti sırasında da benzer duygular yaşamış ve o gün bu rüya şehre yerleşmeye karar vermişti. Uzun bir süre önce yolunu tesadüfen İstanbul'a düşüren Antony Todd, şimdi de ilk görüşte âşık olduğu ve sonrasında sıklıkla ziyaret ettiği İstanbul'u yeni yaşam merkezi olarak seçiyor. Üstelik bu defa gelişinde, bize New York'ta yarattığı, zevkli ve keyifli dünyadan çok özel parçalar getiriyor. Nişantaşı Abdi İpekçi'de I Love Istanbul adında bir dekorasyon mağazası açan Todd, aslında bir davet organizatörü.

Beyaz Saray da dahil olmak üzere bugüne kadar Martha Stewart'tan P. Diddy ve Robert De Niro'ya, Giorgio Armani'den Chanel ve MoMA'ya kadar pek çok önemli isim ve marka için yaratıcı mekân düzenlemeleri gerçekleştiren Antony Todd, alışılmışın dışında çiçek düzenlemeleri ve klasik yuvarlak masa oturma düzenini, uzun dikdörtgen masalarla değiştirmek gibi, o davete ruhunu veren dekorun her detayında kendine özgü farklar yaratarak New York'un en aranan "event planner"larından biri haline geldi. Şimdi ise davet düzenlemelerindeki başarısını dekorasyonda gözler önüne seriyor.

Uzun yıllar hazırladığınız davetlerle adınızdan söz ettirdiniz şimdi ise dekorasyonla karşımıza çıkıyorsunuz. Bu geçiş nasıl gerçekleşti?
Antony Todd:
Aslında kariyerime çiçek düzenlemeleriyle başladım. Bir davet organizasyonu için mekânlara özel çiçekler hazırlıyordum. Zamanla müşterilerim sadece çiçeklerle değil, davetin tüm ayrıntılarıyla ilgilenmemi istedi. Çok keyif alarak bu işi yapmaya başladım. Bana verilen mekânı yenileyerek yepyeni bir yer haline getirmenin tadı bambaşkaydı. Herkes bana 'bir mekânı baştan yaratarak davet mekânı haline getiriyorsun. Ev dekorasyonuyla niye ilgilenmiyorsun' diye soruyordu. Benim de aklımda vardı bu çok zamandır ama birinin bana evini emanet etmesi gerekiyordu. Sonunda Connecticut'ta yazlıkları olan bir aile evlerindeki altı odayı yeniden dekore etmemi teklif etti. Oturdum uzun süre üzerinde çalışarak içime sinen bir story board hazırladım. Çok beğenmediler ve 20 odalı Manhattan'daki evlerini yapmamı istediler. Altı ay boyunca reddettim ve onlar da aramaya devam ettiler. En sonunda kabul ettim. Çok farklı bir maceraydı; ama nedense bu işi bu şekilde devam ettirmek istemiyordum. Bıraktım, davetlere yoğunluk vermeye devam etti. Bu arada da bazı nedenlerden dolayı birkaç kez ev değiştirdim. Her taşındığım ev dekorasyon dergileri tarafından çok beğenildi.

Mağaza açma fikri nasıl doğdu?
A.T.:
Babam her zaman dolaplarımın içinin de, en az dışı kadar güzel görünmesi gerektiğini söylerdi. Günümüz insanının yaşam biçimiyle ilgili olarak, hayatımda çok önemli bir yeri var bu tavsiyenin. Artık pek çok insan evini adeta kutsal bir sığınak gibi görüyor ve onu kendisi için mümkün olan en keyifli noktaya taşımaya uğraşıyorum. O halde neden birlikte yaşamaktan mutlu olmayacağı objeleri o evde tutmak istesin? Ben de içerisinde herkesin isteyebileceği tasarımların olduğu bir mekân açmaya karar verdim. New York'ta bir mağaza açtım.

Ve şimdi ikinci şubenizi İstanbul'da açtınız. Neden burası?
A.T.:
İstanbul'a ilk kez 12 yıl önce gelmiştim. Çok büyük bir sürprizdi neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. İki gün kalmayı planlıyordum bir ay kaldım. Hayran kaldım resmen... Sonra ikinci kez dört sene önce geldim. Beni daha da etkilemişti. Oldukça sofistike bir şehir, aynı zamanda da bohem. Bugüne kadar yaptığım her şey kişiye özeldi. İnsanların yaptıklarımı görmek için ya birinin evine ya da partisine gitmek gerekiyordu. Ama mağaza herkesin görmesi için bir alternatifti.

Nasıl bir konsept yarattınız? Bize biraz bundan bahsedebilir misiniz?
A.T.:
İstanbul'a duyduğum tutkudan esinlenerek bir konsept yarattım aslında ve bu yeni mağazada yurt dışındaki çeşitli fuarlardan topladığım çok özel klasik parçaların yanı sıra, İstanbul'un en iyi zanaat ustaları tarafından hayata geçirilen kendi tasarımım olan mobilyalar da yer alıyor. Mağazada sergilenecek ve sipariş sistemi ile müşterilerle buluşacak olan koleksiyon, eski ile yeninin yan yana geldiği ve bambaşka bir kimlikle karşımıza çıktığı mobilya ve aksesuarlardan oluşuyor. Zamansız klasikler modern tasarımlara dokunarak, aynı görsel anlatımın parçaları haline gelirken; farklı kültürlere ait mobilya ve tasarımlar da aralarında çok özel bir denge kuruyor. Yüzde 100 doğal ahşabın kullanıldığı, kendimi tasarımım modern bir yemek masası, bir önceki yüzyıla ait Fransız stili sandalyelerin yeni yüzleri ile buluşuyor ya da minimal çizgilerdeki beyaz lake bir sehpa, üzerinde duran antika şamdanlara fon oluşturuyor. Eskiyle yeniyi bir arada sunmaya özen gösteriyorum. Sokaklarda çok güzel ve değişik giyinen bir yeni nesil görüyorum. Klasik ile moderni karıştırmakta çok başarılılar. Evlerinde de neden böyle bir hava vermesinler ki diye düşündüm.

Peki ya davetler? Ülkemizde davet organizasyonları da yapmayı düşünüyor musunuz?
A.T.:
Yapmıştım zamanında güzel teklifler de gelirse yaparım. En büyük hayalim Ayasofya'da mumlar etrafında bir yemek vermek. Bir gün fırsat olursa kendim için öyle bir davet vermeyi hayal ediyorum.

New York'un en başarılı davet organizatörlerinden biri olarak tanınıyorsunuz. Bugüne kadar sizi en derinden etkileyen davet hangisiydi?
A.T.:
Bill Clinton Amerikan başkanıyken Birleşmiş Milletler'in 15. yılı şerefine bir davet vermeyi planlıyordu. Tarihte ilk defa tüm delegelerle New York'taki bir partide bir araya gelecekti. Bu partiyi düzenlememi istediler ama ben o zaman yasal olarak Amerikan vatandaşı değildim. Ana sekreter Ann Stock benimle buluşmak istediğini dile getirdi. Onlarla bir araya gelip tüm istediklerini not aldım ve benden bir hafta sonra bir proje sunmamı istediler. Nasıl bu işten kurtulacağımı ve özür dileyeceğimi bilmiyordum. Günler geçmek bilmedi. En sonunda toplantı günü gelip çattı ve ben hala cevap vermemiştim. Şansa onlara 'hayır' demek için aramadan uzun zamandır beklediğim vatandaşlık evrakları o sabah elime ulaştı. Öğleden sonra da rahatça toplantıya gittim.

Hiç 10 senelik meslek hayatınızda sizi şaşırtan olaylarla ya da özel tekliflerle karşılaştınız mı?
A.T.:
Tabi ki olmaz mı? Ama isim bahsetmeden anlatacağım. New York'taki bir ünlü bana Metropolitan Sanat Müzesi'nde düzenlenmek üzere bir yılbaşı partisi hazırlamamı istedi. Çok sofistike bir yılbaşı dekorasyonu hazırladık. Her şey en küçük ayrıntısına kadar düşünüldü. Sadece bir çam ağacı için onlarca ağacı mekana getirip nasıl durduğuna baktık. Artık son gün ağaç süslemesine sıra gelince bana 'Bizim kendi dekorasyonumuz var. Kendimiz yapalım, size yarın göstereceğim' dediler. Ertesi gün gittiğimizde tüm ağaç Confederation bayrakları doluydu. Siyahlar ve beyazlar arasındaki soğuk savaşta beyazların kullandığı bayraklardı bunlar. Neredeyse tüm davetlilerde zenciydi. Düşünsenize musevilerin verdikleri bir davette ağaçlarını Nazi bayraklarıyla süslemesi gibiydi. Çok şaşırmıştım. Bir başka ilginç hatıram ise bir müşterimi ne zaman ziyarete gitsem toplantımızı onun yatak odasında yapardık; ama ben onun odasına yatağa sırtımı dönerek ve duvara bakarak konuşmak zorunda kalıyordum. Ayda yılda bir de buluşmuyorduk neredeyse her gün gidiyordum. Adamın tavırlarına çok şaşırmıştım.

Bir daveti hazırlamak aşağı yukarı ne kadar sürüyor? Size ne kadar öncesinden gelip başvurmak gerekiyor?
A.T.:
Değişebiliyor. Bir daveti iki haftada hazırladığım oldu bir yılda da... Her şeyden önce en çok zamanı alan hayal kurmak ve planlamak. Onu bitirdikten sonra devamı çorap söküğü gibi geliyor. Ama ideali altı aydır. Daha fazlası can sıkıcı olabilir. Örneğin geçtiğimiz yıl bir genç kızın Bat-Mitzvah'sı için tam bir yıl hazırlandık. Anneyle bir yıl boyunca haftada beş kez toplandık. İşte böyle uzatmaları oynayan davetlerde hem davetten hem de davet sahiplerinden soğuyabiliyorum.

Davet organizasyon dünyasındaki en yenilikçi kişi olarak tanınıyorsunuz. Mekan düzenlemesindeki yeni trend'lerden biraz bahsedebilir misiniz?
A.T.:
Her şeyden önce eskiden davetlerde tek bir tip çiçekten oluşan yuvarlak masa düzenlemeleri oluyordu. Bu bana çok sıkıcı geliyordu. Birçok farklı çiçeği bir arada kullanmak çok daha eğlenceli. Bu yüzden ben renkli çiçekler ile dikdörtgen ya da kare masalar kullanmayı tercih ettim. Ayrıca davetlerin olduğu salonlarda lounge ve bar sistemleri kurdum. Böylece yemekler bittikten sonra pistin etrafında insanlar sanki bir bardaymış gibi rahatlıkla eğlenebiliyor.


Röportaj:Debora Zakuto

Galeri
 
 


Yorumlar
Siz de Yorumda Bulunun
Yorumda bulunabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir


2004 Kâinat Güzeli Jennifer Hawkins; 2010 yılında bu kez Marie Claire'in yüzü olarak karşımızda. 26 yaşındaki Avustralyalı model stiline dair ipuçlarını bizimle paylaşıyor.
"En gösterişli tasarımı giyerdim..."

"Kendimi en sade ve duru halimle görmek isterdim..."
"Kırmızı halıda en iyisi cesur olmak!"
Alman fotoğrafçı Gerrit Starczewski Dans Eden Ayakkabılar kitabında, beş yılda ayaklarını çektiği 400 müzisyenin ruhuna ayna tutuyor.

Arama
Bu Ay Dergide
 
Kendine özgü cool çekiciliğinin yanı sıra gün geçtikçe genişleyen aile...
Marie Claire Video
 
Elie Saab Sonbahar/Kış 2010
Paris Moda Haftası - WireImage Video/Serimaj
Hemen İzle
ERDEM Sonbahar/Kış 2010
Chloe Sonbahar/Kış 2010
Editörden Haberler
 
Istanbul, 16 Temmuz-28 Ağustos...
 
MARIE CLAIRE DUYURULAR
 
Marie Claire
Defileler
 
2010-11
Sonbahar - Kış
Koleksiyonlarının
500 En Çarpıcı Modeli
 
BU HAFTA EN ÇOK OKUNANLAR
EN YENİ HABERLER
ANASAYFA
|
EDITÖRDEN HABERLER
|
MODA
|
GÜZELLIK
|
LIFE STYLE
|
SÖYLEŞI
|
YAŞAM
|
VIDEO
|
BU AY DERGIDE
|
GİZLİLİK
|
KULLANIM KOŞULLARI
|
BİZE ULAŞIN
|
KÜNYE
İlginizi Çekebilecek Diğer Dergilerimiz
|
|
|