|
|
Marie Claire Türkiye
ANASAYFA
EDİTÖRDEN HABERLER
MODA
GÜZELLİK
LİFE STYLE
SÖYLEşİ
YAşAM
YARIşMALAR
Video
BU AY DERGİDE
Mustafa Ceceli...O masallardan fırlamış bir prens değil, hayatın tam içinden bir prens!
Marie Claire Ocak 2010

Onun için 'romantik prens' diyorlar. İnsanın içine işleyen duygusal şarkıları, sesindeki yumuşak dokunuş ve sevgi dolu ruhu 21. yüzyılın prensi haline getiriyor onu. Üstelik masallardan fırlamış bir prens değil, hayatın tam içinden bir prens! Türk pop müziğinin en sevilen yeni sesi Mustafa Ceceli; beş yaşındayken babası eve org getirdiğinde sevinçten bayılma numarası yaptığı günleri, Sezen Aksu'dan Kenan Doğulu'ya şarkılarını düzenlediği çalıştığı isimleri, bir anda mikrofon başına geçmesini ve şarkısında dediği gibi 'hastalıkta sağlıkta' ölene dek sürmesini hayal ettiği evliliğini anlatıyor.

Birkaç yıl önce Emre Altuğ'un albüm kaydı sırasında tanışmıştık Mustafa Ceceli'yle. Aklımda dikkatle işini yapan ve her daim gülümseyen sarı saçlı genç bir adam kalmıştı. Emre ve arkadaşları durup durup ve c'lere basarak 'Hacccı' diye ona seslenip takılıyorlardı. O gün röportajda Emre, Mustafa'ya ne kadar güvendiğini anlatmıştı. Aklının kayıtta kalıp kalmadığını sorduğumda; "Hacı işin başında durduğu sürece benim içim rahat" demişti. Bu güven sadece Emre Altuğ'a özgü değildi. Sezen Aksu'dan Kenan Doğulu'ya birçok önemli isim şarkılarını Mustafa Ceceli'ye emanet ediyordu. Çünkü iyi bir şarkı kötü bir düzenlemeyle heba olabiliyordu. Aynı Mustafa nasıl oldu da kendini şarkı söylerken buldu o başka bir hikaye. Yine de hepsinin ortak bir noktası var; gittiği düğünde müzisyenlerin ara vermesini fırsat bilerek sandalyenin üstünde bulduğu kanunu çalmaya çalışan üç yaşında bir çocuk...
Annesi ninni söylediğinde oğlunun uyumak yerine ritim tuttuğunu fark edince müziğe karşı ilgisi olduğunu fark etmişler. "Çok net hatırlıyorum" diyor Mustafa Ceceli; "Beş yaşındaydım. Babam eve org getirdiğinde sevinçten düşüp bayılma numarası yapmıştım." Çocukluğunu dolu dolu yaşayanlardan Mustafa. Kardeşi de erkek doğunca o sıralar bankada çalışan annesi emekliliğini istiyor ve tüm vaktini çocuklarına ayırıyor. Ankara'da geçen çocukluğu boyunca sadece çalan kişinin ellerini takip ederek birçok enstrümanı iyi derecede çalmayı öğreniyor Mustafa. Müziğe dair aldığı tüm eğitim ise altı sekiz yaşları arasındaki solfej eğitimi... Tek bir konuya odaklanamayan hiperaktif bünyesi sayesinde önce veteriner hekimliği okuyor, üçüncü yılda müzikle bir arada götüremeyip bırakıyor. Çünkü aynı anda hem TRT'nin bazı programlarında çalıyor hem de bazı müzik gruplarıyla barlarda çalıyor. Bir yandan da ufak ufak düzenlemeler yapıyor arkadaşlarına.

Bu arada Veterinerlik Fakültesi'nden vazgeçiyor ama İstanbul'a gidip İşletme okuyor. Yeni bir çevreye giriyor, başta müzik piyasasında kimseyi tanımıyor ama şansı yaver gidiyor ve Nükhet Duru - Cenk Eren Orkestrası'nda klavye çalıyor. Ardından Ozan Doğulu'yla tanışıyor ki bu tanışmayı hayatının kilometre taşı olarak nitelendiriyor Mustafa Ceceli. Bir prodüksiyon ekibi kurmak isteyen Ozan Doğulu, Aklım Karıştı şarkısına birbirlerinden habersiz dört farklı kişiye yaptırdığı düzenlemelerden Mustafa'nın versiyonunu beğeniyor ve hayat değişiyor. "Rüya gibiydi..." diyor o günler için. Kenan'ın ardından sayısız isim ona emanet ediyor şarkılarını. Mustafa ise her zamanki alçakgönüllüğüyle; "Bana hep güzel şarkılar geldi. 'Ben öyle düzenlemeseydim iyi olmazdı' demem mümkün değil." diyor.
Bu yoğun tempo arasında ise Hacca gitmek isteyen annesini yalnız bırakmıyor ve ona eşlik ediyor. Hazır gitmişken kendisi de nev-i şahsına münhasır bir hacı oluyor. İçki içmiyor, sırf sevmediği için ama saçını platin sarısına boyayabiliyor. Garson masaya getirdiği tiramisu için üstüne basarak 'alkolsüz' diyor ama alkollüymüş, alkolsüzmüş, o bunu önemsemiyor. O müziğini yapıyor, hep ileriye bakıyor, başka da bir şeyle ilgilenmiyor.

Marie Claire:
Çok önemli şarkılara, isimlere düzenleme yaptıktan sonra Mustafa Ceceli nasıl oluyor da kendini mikrofon başında buluyor?
Mustafa Ceceli: Ben bile farkında değildim şarkı söylediğimin. Tamamen tesadüf benim stüdyoya girip şarkı söylemem. Sezen Aksu'nun şarkıları daha çıkmadan internete düşüyor diye bana; "Bundan sonra demo olarak sen okuyacaksın, sanatçılar senin sesinden dinlesinler" dediler. Sonuçta demo kılavuzdur, kalıcı bir şey değil. Ben de kabul ettim. İlk söylediğim şarkı ne? Unutamam... Peki albümdeki hali nedir? Benim ilk okuduğum hali! Bir kere girip söylemedim. Tabii o anda stüdyodaki arkadaşlarımın hepsi çok şaşırdı. Zaten şarkıdan söylerken etkileniyorsunuz, oradaki kelimeler size söyletiyor ve farkında olmadan, ortaya bir şey çıkıyor. Ben o anı saniye saniye, kare kare hatırlıyorum. İkinci bir kere söylemedim çünkü etkileyen o haliydi. Sonradan bu şarkı farklı sanatçılara verilmek üzere dinletildi, fakat bir türlü olmadı. Derken DMC Samsun Demir açıp Sezen Aksu'ya; "Biz bu şarkıyı istiyoruz ama şarkıcısıyla! Orkestra albümü hazırlıyoruz, Mustafa konuk olur mu?" demiş.

M.C.: Tepkin nasıl oldu buna?
M.C.: İlk cevabım tabii ki; "Düşüneyim" oldu. Hiçbir şarkıcılık geçmişim ya da eğitimim yoktu. Sonra o kadar çok kişi "söylemelisin" dedi ki kayıtsız kalamadım.

M.C.: Belki de bu sayede şarkılara naif bir duygu kattın?
M.C.: Evet... Şarkılara rol yapmadan yaklaşmaya gayret ettim. Aslında bütün iş bundan ibaret. Kliplerde de hiç playback yapmıyorum, bağırış çağırış söylüyorum şarkıları ki o an ne hissediyorsam yüzüme yansıyor.

M.C.: Şarkıların sözleri seni ne kadar ifade ediyor?
M.C.: Hemen hemen tamamı bana çok şey ifade ediyor, yani şarkı sözü yazabilseydim ben de bu şekilde yazmaya çalışırdım. Evet, en büyük isimlerle çalıştım; Sezen Aksu gibi bir kalemin yazdığı her kelimeyi hissediyorum, hem de bütünüyle, sonuna kadar.

M.C.: Romantik misin gerçekten?
M.C.: Evet, ben genel olarak romantik, duygusal biriyim. Akrep burcuyum ve burcumun tüm özelliklerini taşırım. Duygusallık var ama negatif cümleler kurmuyorum, kendi hayatımda da negatif olmamaya gayret ederim.

M.C.: Eşini ilk gördüğün an neler hissetmiştin?
M.C.: Çok net bir şekilde, daha ilk anda böyle bir şey olmasını istedim. Yaşam çok farklı... İnsanı belli dönemlerde farklı düşünmeye de teşvik edebiliyor ama kısa bir süre sonra; 'Evet o olmalı' demiştim çünkü daha geniş bir perspektiften bakıyordum artık. Hayatı paylaşmak çok başka bir duygu ve insanlar bunu 'katlanmak' olarak algılıyabiliyorlar. Katlanmak da ne demek? Kim kime katlanmak zorunda ki? Bu açıdan bakarsak bir mecburiyet var ama işin en güzel yanı ilişkinin kendi seyrinde gerçekleşmesi, ben şu anda memnunum hayatımdan.

M.C.: Birbirine artık sahip olduğun fikrini yaratır evlilik. Hiç endişe etmedin mi?
M.C.: Hiç endişe etmedim. Bence her endişe muhakkak ki sahiplenmeyi taşır yoksa ilişki olmaz ki... Tabii bunun sınırları olmalı. Evlilik insanların korkulu rüyası olmamalı. Yurt dışında biraz daha farklı kabul ediliyor; onların bir aile kurmaktan kastı çocuk sahibi olmak. O zaman evlilik yapıyorlar, yoksa beraber yaşıyorlar. Ama bizim kültürümüz biraz daha farklı ve ben bu şekilde tercih ettim. Bu tamamen nasıl baktığınızla ilgili. Zaten sen ve ben varsa ortada ilişki bile yoktur. Çok mu büyük konuştum? Sınırları kaldırmak gerekiyor.

M.C.: İlişkilerin bozulması senin için başarısızlık anlamına gelir mi?
M.C.: Konusuna çok bağlı olmakla beraber bir dostluğun sona ermesi muhakkak ki sebepleri vardır. Benim de arkadaşlığımı sona erdirdiğim kişiler vardır muhakkak ama baktığınız zaman çok geçerli sebepleri vardır. Artık eski frekanstan konuşmuyoruzdur çünkü hayat başlı başına bir iletişim şekli zaten.

M.C.: Asla kabul edemeyeceğin şeyler vardır mutlaka, örnek verebilir misin?
M.C.: Yalan. Olmazsa olmaz önce samimiyettir. Diğer tüm olumsuz faaliyetlerin baş rolünü bu üstleniyor, her şeyin özünde samimiyet yatıyor. Hayatıma samimiyetsiz insan sokmamayı tercih ediyorum ama istikameti bu olana da saygı duyarım.

M.C.: Genç kızlar senden hoşlanıyorlardır?
M.C.: Türkiye'de de, yurt dışında da pek çok sanatçının evli olduğunu hatırlamak isterim. Kurallar koşullar çok da değişmiyor. Pembe hayatın bir parçası olmak mı yoksa gerçek hayatın bir parçası olmak mı?

M.C.: Hiç yanlış yaptığın olmadı mı?
M.C.: Eskiden oldu tabii ki, muhakkak ki birtakım faaliyetler söz konusu olmuştur. Bunlar olgunlaşma süreci... Belli bir farkındalığın oluşması için hayatta muhakkak bakışınızdan geçiyor.

M.C.: Saçlarının platin renkli olduğu dönem hangi zamana denk düşüyor?
M.C.: 2006- 2005 sonuna düşüyor. Saçlarım bir yılı aşkın süre platindi çünkü çocukken ki saç rengim de oydu. Sonra daha açık kumral renge büründüm. Değişiklik yapmak isterken 'boyayalım abi' oldu. Çok beğenen de oldu hiç beğenmeyen de.

M.C.: Bu şarkıları platin saçlı biri söylerse gerçekliğini yitirir mi?
M.C.: Benim yapmak istediğim daha çok şarkılara dikkat çekmek olduğu için imajı ikinci plana attım.

M.C.: Mucizelere inanır mısın? Senin için mucize ne olurdu?
M.C.: Benim için yaşamın kendisi bir mucize ve şu an düşük olasılıklı gördüğüm bir şey yok hayatta. Mucize işin içine girince beklentiler de artıyor. Ümitsizliği getiriyor. Benim için adı hayal olan pek çok şey gerçekleşti, daha da yapmak istediğim şeyler var ama onların adları hayal değil, gerçekleşecekler inşallah.

M.C.: İstediklerini iyi belirleyip ona göre mi yol alıyorsun?
M.C.: Müzik hayatımda bu söylediğiniz olmadı. Küçücük bir hedef ile başladım, profesyonel bir albümde ismim olsun, düzenleme yapayım dedim. Bu bir hedefti aslında. Sonra bilinen bir sanatçıya aranje yapayım dedim, bu da oldu. Taşlar kendi kendine yerine oturdu ama hedeflerimin içinde ben şarkı söyleyeceğim, şarkıcı olacağım, albüm yapacağım düşüncelerinin hiçbiri yoktu.

Galeri
 
 


Yorumlar
Siz de Yorumda Bulunun
Yorumda bulunabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir


2004 Kâinat Güzeli Jennifer Hawkins; 2010 yılında bu kez Marie Claire'in yüzü olarak karşımızda. 26 yaşındaki Avustralyalı model stiline dair ipuçlarını bizimle paylaşıyor.
"En gösterişli tasarımı giyerdim..."

"Kendimi en sade ve duru halimle görmek isterdim..."
"Kırmızı halıda en iyisi cesur olmak!"
Alman fotoğrafçı Gerrit Starczewski Dans Eden Ayakkabılar kitabında, beş yılda ayaklarını çektiği 400 müzisyenin ruhuna ayna tutuyor.

Arama
Bu Ay Dergide
 
Kendine özgü cool çekiciliğinin yanı sıra gün geçtikçe genişleyen aile...
Marie Claire Video
 
Elie Saab Sonbahar/Kış 2010
Paris Moda Haftası - WireImage Video/Serimaj
Hemen İzle
ERDEM Sonbahar/Kış 2010
Chloe Sonbahar/Kış 2010
Editörden Haberler
 
Istanbul, 16 Temmuz-28 Ağustos...
 
MARIE CLAIRE DUYURULAR
 
Marie Claire
Defileler
 
2010-11
Sonbahar - Kış
Koleksiyonlarının
500 En Çarpıcı Modeli
 
BU HAFTA EN ÇOK OKUNANLAR
EN YENİ HABERLER
ANASAYFA
|
EDITÖRDEN HABERLER
|
MODA
|
GÜZELLIK
|
LIFE STYLE
|
SÖYLEŞI
|
YAŞAM
|
VIDEO
|
BU AY DERGIDE
|
GİZLİLİK
|
KULLANIM KOŞULLARI
|
BİZE ULAŞIN
|
KÜNYE
İlginizi Çekebilecek Diğer Dergilerimiz
|
|
|