Teoman yeni albümü İnsanlık Halleri'nde daha elektronik, daha şair ve daha özgür.
Kendi tabiri ile küçük insanlara dair küçük hikâyeler anlatıyor bu albümde. Kimi hayatına son vermeden önce Yalnız Kalpler Sütunu'ndaki bir rumuza aşık oluyor, kimiyse çok genç yaşta korkarak savaşa gidiyor. Bir de Teoman'ın dürüstçe kendini anlattığı şarkılar var ki albümü özel bir yere koyuyor. İşte Teoman ve 1996'da ilk albümünü çıkardığı günden bu yana gözlerine ve şarkılarına yansıyan insanlık halleri...
Albümün adı İnsanlık Halleri... Bu başlığın altında neler var? Neden İnsanlık Halleri? Birincisi büyük, dramatik, kocaman olaylar değil de, insanın kendi içerisinde yaşadığı şeyler bana başka bir dünya yaratıyormuş gibi geliyor. İnsanlık halleri de öyle... Bir banka oturup biriyle konuşuyorsun ve eve başka birisi olarak dönüyorsun. Albümde bazı şarkıları üçüncü tekilde anlatıyorum. O yüzden daha üçüncü, dördüncü şarkıda albümün ismini İnsanlık Halleri koymaya karar vermiştim ben. Sonra kendi şarkılarımı da aynı başlık altında yapmaya karar verdim. Yeni şeyler olsun istedim. Küçük insanların küçük hikâyelerini anlatmak, ama aynı zamanda kalbimize dokunsun istedim.
Bu albümde anlattığın her şey -hata yapsan da- hoş görülebilir şeyler. Hepsinde çok affedilesi karakterler var. Hepsi de, en azından kendi yazdıklarım için konuşayım, normalde hata yapan karakterler ve ben onlara şefkatle yaklaşmaya çalışıyorum. Kendimden bahsettiğimde de öyleyim, başkasından bahsederken de... İnsanlık hali hoş gördüğüm bir şey. Zaten ben kendim de dâhil olmak üzere hiçbir zaman kahraman yaratmadım. Olduysa da anti-kahraman olmuştur. Benim ilgilendiğim tipler de `kahraman` kahraman değil de, yalpalayan insanlardır. Öyle şeyleri anlatmayı daha çok seviyorum. Beni hem onlar etkiliyor ve onlara ilgim daha fazla, hem de sanata daha yakın bir şey olduğunu düşünüyorum. İnsanların karanlık ve çelişkili taraflarının olması gerektiğini düşünüyorum.
Mükemmel bir şey sanata çok yakın değildir zaten. Çok da yapay oluyor zaten. O kadar çelişkisiz insanları sevmem; sevmem dediğim, severim ama beğenmem. Aşırı teoriye uyma ve kalpten uzaklaşma görürüm.
Bir şarkıyı nasıl çıkarırsın? Önce eline gitarı mı alırsın yoksa sözleri mi yazarsın? Hikâye ve duyguyu gitarı elime almadan kuruyorum veya kafamda hem hikâyeyi kuruyorum hem de bir resim oluyor, sonra da başka taraflarda yazmış olduğum dizeler oluyor. Hemen hemen hep aynı şeylerle ilgilendiğim için o siyah beyaz resim kafamda zaten. O olayın hikâyesi belli, ona belli dizeler de yazmış oluyorum önceden. Şarkı hepsinin karman çorman olmuş hali. Sevdiğim her şey içinde olsun, sinematografik şeyler de olsun istiyorum. Şiir seviyorum, hepsinin ortasında bir yer edinmeye çalışıyorum. Eskiden üslup peşindeydim, o artık oturdu. O üslubun altını daha bir çizmek önemli şimdi.
Peki kartonete bakıyorum, kapkaranlık bir albüm. Oysa mutlu görünüyorsun. Ben birden bire şen şakrak bir adam olmadım hiç. Keyfim albüm anlamında yerinde. Uzun zamandır herhangi bir şeye yoğunlaşmak adına bir şey hissetmediğim için ve bu albüm tekrardan yeni bir şey yapmanın hazzını, istediğim gibi yapmanın zevkini verdiği için bana mutluyum albüme dair ama hayatımda bir şey değişti mi? Hayır! Aynı hayatı yaşıyorum. Geri kalanı tamamen aynı. Yeri geldiğinde mutlu olmayı bilmek de önemli. Mutsuz olduğun zamanın da geçeceğini biliyorsun. Mutluluk bir `an` ve bitiyor sonunda. Mutsuz olduğumda da biliyorum ki bu da geçecek, çünkü zaman en iyi iyileştirici ilaç olduğunu gösterdi. Gerçi o mutsuzluğa da ihtiyacımız var. Senin var mı kurduğun gündüz düşün? 'Keşke şöyle olsa, böyle olsa' gibi... Hayatım böyle geçiyor benim zaten ama o kadar ufak hayaller ki bunlar, minicik. Gerçekleşmesi pek mümkün olmayan hayaller mi? Aslında kişilik veya duygu değiştirerek ancak olabilecek, başkalarının yapıp, benim beceremediğim şeyler. 'Bir Grammy alayım' gibi değil yani. Oscar verseler ne olur, vermeseler ne olur. Çok umurumda değil. Açıkçası insanın bir ödülün peşinde koşması veya onun referansını edinmek istemesi falan bana pek bir sanatçının yapabileceği bir şey gibi gelmiyor. Ödül bir insana ne getirir? Para... Daha iyi şarkı yazdırır veya daha sanatçı yapar mı? Zannetmiyorum.
Sözünü ettiğin küçük hayalleri biraz açabilir misin? Hislerini kıskandığım bir sürü insan oluyor. Görüntülerinden anlıyorum gerçi. Mesela bir kahvede oturan yaşlılar hoşuma gidiyor. O biraz evvel bahsettiğim geleceği bilmeyen, aslında çok bir gelecek beklemeyen. Bir taraftan da yaşanmışlığın verdiği boş vermişlik. Özeniyorum onlara...
Belki sen de ileride bir gün yaşlanınca Cihangir'de bir kahvede oturuyor olursun. Cihangir'de olmam.
Ege'de olursun o zaman. (Gülüyor) Okey oynarım. Fena olmaz vallahi, keyfim yerinde olacaksa... Elif Şafak'ın sözleriyle Uçurtmalar şarkısı şahane bir kapanış olmuş. Uçurtmalar'ın sana en dokunan kısmını anlatır mısın? O da bir film olur. En azından oradaki kişiliklerden yola çıkarak... İki birbirini seven insan. Başka sevgilileri olan, bir araya gelemeyen... Hayatlarındaki diğer kişileri de seven. Benim en çok hoşuma giden kısmı; İpleri dolaşmış uçurtmalar misali ne beraber uçabildik, boş verip şu dünyaya ne gidebildik kendi yolumuza. O kadar güzel bir metafor ki bu. Birbirlerine dolanmışlar pat diye düşüyorlar. Ne ayrılabiliyorlar ne de uçabiliyorlar.
Albümde sözler öyle yoğun ki... Söz benim için hep daha önemli. Eskiden öyle değildi ama şu anda öyle. Sözler gittikçe daha önemli olmaya başladı, müziği atmosfer yaratsın diye yapıyorum.
2004 Kâinat Güzeli Jennifer Hawkins; 2010 yılında bu kez Marie Claire'in yüzü olarak karşımızda. 26 yaşındaki Avustralyalı model stiline dair ipuçlarını bizimle paylaşıyor.