Yüreğinin Götürdüğü Yere Git ile bir döneme damgasını vuran Susanna Tamaro; yeni romanı Luisito'da sevginin o kurtarıcı, sihirli etkisini hatırlatıyor.
Marie Claire Ocak 2009
Luisito'nun ilginç bir yazılış öyküsü var. Bize anlatabilir misiniz? Öykünün çıkış noktası, on yıl kadar önce okumuş olduğum bir gazete haberi. İtalya'da hayvanları koruma adına son derece katı yasalar konmuştu. Her evcil hayvanın sahiplenilişinin yasal olması için gerektiğinde belgelerinin gösterilmesi gerekiyordu. Kırk yıldan beri bir papağana sahip olan yaşlı bir kadın vardı. Polis; belgeleri olmadığı için papağanını alıp götürmüştü. Papağan acı içinde can vermiş, sahibesi de hemen ardından ölmüştü. Yasalar ve sevgi arasındaki çatışma nedeniyle bu öykü beni çok etkilemişti ve yıllar sonra bir gün ansızın Luisito'nun öyküsünü hatırlayıverdim. Öte yandan bir zamanlar son derece saygılı ve nazik insanların yaşadığı İtalya'nın, sosyal değişim yüzünden terbiyesiz ve çaresiz insanlarla dolu olduğunu ve de hayatın her an değişebileceğini anlatmak istedim.
Yalnız, dul ve yaşlı olan emekli öğretmen Anselma'nın gri hayatının düşündürdüğü bir şeyi sormak istiyorum. Sizce yaşlanma süreci kadınlarda ve erkeklerde aynı mıdır, arada fark var mıdır? İki cinste yaşlanma sürecinin son derece farklı olduğunu düşünüyorum. Kadınlar meraklıdırlar; öğrenmeye, kendilerini geliştirmeye yatkındırlar ve çok zor teslim olurlar. Doğurganlık döneminin sona ermesiyle hayatımızın bir döneminin sona erdiğini biliriz ve kesinlikle olumsuz olması gerekmeyen ama çok farklı, yeni bir döneme gireriz. Erkekler ise daha kendi içlerine kapanıktırlar, takıntılı bir biçimde kendi dünyalarına yapışıp kalmaya eğilimlidirler, fiziksel olarak ani bir değişim yaşamazlar ve bu nedenle maalesef genellikle tek dertleri, kendilerinin de canlı olduğunu hissetmek için genç kızların peşinden koşmaya başlamaktır. Sonra, kadınların kendi aralarında müthiş bir dostluk, bir suç ortaklığı geliştirme yetenekleri vardır ki, erkeklerde genellikle noksandır bu.
Anselma papağanına genç yaşta yitirdiği en yakın arkadaşının adını veriyor. Kadınların hayatında gençliğin, o döneme ilişkin arkadaşların nasıl bir önemi var? Sizin genç kızlığınız nasıldı? Ergenlik çağı çok belirleyici bir dönem. Büyük idealler peşinde koşulur, en büyük heyecanlar yaşanır, ilk aşklar tadılır, gelecek için ilk hayaller kurulur. Arkadaşlıklar son derece yoğun yaşanır ve genellikle birlikte yürünen yol boyunca bir hayat oluştururlar. Benim arkadaşlık konusunda her zaman büyük bir hevesim olmuştur ve o yıllar sorulunca hep arkadaşlarımı hatırlarım; dünya konusundaki büyük meraklarımız, dünyayı değiştirme hevesimiz, onu arkadaşlarla birlikte daha iyi bir yere dönüştürme çabamız...
Anselma evliliğinde büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor; eşinin gerçek yüzünü çok geç görebiliyor. Eğitimli ve özgür bir kadın olarak neden daha radikal kararlar alamıyor? Anselma feminizmi birinci şahıs olarak tanıyabilen bir kuşağa ait değil; üstelik arkadaşı Luisita'nın tersine hiçbir zaman güçlü bir karaktere sahip olamadı, güçlü kararlar alamadı. Eşi konusunda yaşadığı hayal kırıklığı karşısında isyan edeceğine bunalıma girdi ve hayatı yavaş yavaş söndü. Bu benden önceki kuşağın kadınlarının çok sık yaşadıkları bir durumdu. Ailede yaşanan mutsuzluğa isyan etmek için çok büyük bir kararlılık gerekiyordu.
Luisito'dan kitapta bir şahıs gibi söz ediliyor. Günümüzün yüzeysel ilişkileri arasında hayvanlarla ilişkiler hayatımızı nasıl etkiliyor? Kesinlikle bir hayvanla ilişki kurmak çok daha rahat, çünkü bize karşı gelemez, tamamıyla bize bağımlıdır, bu nedenle kendini bütünüyle bize adar. Evet, yüzeysellik ve acelecilik yüzünden hasta olmuş kentlerimizde hayvanlar, ilişkilerde büyük bir yer kaplamaya başladılar ve yüzeyselliğin bıraktığı boşluğu doldurdular.
Siz aynı zamanda bir film yönetmeni ve senaristsiniz. Daha önce Yanıtla Beni kitabınızdan bir öyküyü aynı adla filme çektiniz. Luisito'yu da beyazperdeye taşımayı düşünüyor musunuz? Evet, bundan sonraki filmim Luisito olacak. Filmi 2010'da çekmeyi umuyorum; bir yıl sonra da gösterime girecek.