İşte 80'lerin en kült figürü; Nuri Alço nasıl bir efsane haline geldiğini anlatıyor.
Marie Claire Şubat 2009
Türk sinemasının nevi-i şahsına münhasır kötü adamı Alço bir efsane haline nasıl geldiğini, bu uğurda nasıl çalıştığını ve nelerden vazgeçtiğini anlatıyor.
Her zamanki gibi özenle giyinmiş. Jilet gibi takım elbisesi, cebine dikkatle yerleştirip ara sıra kontrol ettiği mendili, Atatürk rozeti, önü her daim açık gömleği, ucunda kalpli nazar boncuğu olan kalın altın kolyesi, serçe parmağındaki pırlantalı yüzüğü ve yine taşlı saatiyle o hep aynı Nuri Alço.
Tutucu bir ailenin çocuğu. Hacı anne ve babası başlarda çok zorluk çekmiş oğullarının beyaz perdedeki halini görünce. "İlk başta tabii çok tepkiler aldım. Ben de dinine bağlı, Kuran'ı hatmetmiş, Ramazan'da oruç tutan biriyim ama onların dünyaları başka, benimki başka. Benim için 'Oğlumuzu kaybettik. Acaba gerçekten böyle mi yaşıyor' diye düşündüler."
Son sınıfta Eczacılık eğitimini bırakıp, bankada çalışmak, ardından Günaydın ve Saklambaç gazetelerinin fotoroman yarışmalarında kral seçilmek ve mankenlik yapmak gibi bir yola nasıl girdiğini kendisi bile tam kestiremiyor. Hayat onu bir şekilde buraya getiriyor. Kral seçilmesiyle film şirketi sahipleri teklifte bulunuyor ve Ah Bu Dünya ile adım atıyor sinemaya, sonra da hiç kopamıyor. Kayıp Kızlar dönüm noktası oluyor aktör için. "Türker İnanoğlu öyle bir çizgi çizdi bana. Kötü adam, kılık kıyafeti düzgün olmayan adamdır. O ise çok şık giyinen, çok yakışıklı birinin oynaması kararını aldı. Oynadık, başarılı da oldu" diyor. ''Ders almadım. Ortaokul, lisede tiyatroda oynuyordum. Yeşilçam başlı başına bir okul" diyor ve heyecanla devam ediyor; "Dersini çalışacaksın. Ne tür bir adamı oynuyorum? Kaypak mı yoksa sert bir adamı mı oynuyorum? O çizgiyi kaçırmamak için çalışacaksınız. Disiplin bu. Şimdi sete kıyafetler kamyonla geliyor. Bizde öyle değildi ki, herkes kendi alırdı kıyafetini. Aksesuarına kadar. Ben hangi kıyafetimle başladıysam sete film bitene kadar o arabamın bagajında durur."
İş disiplini, oyunculuk derken nasıl bir efsane haline geldiğini konuşuyoruz; nasıl bu kadar çok hayranı olduğunu, facebook'ta dahi 'Nuri Alço uygulaması' olduğunu, insanların birbirine ilaçlı gazoz yollayıp; "Rahat ol yavrum, bak bunu içince sana iyi gelecek" dediğini konuşuyoruz. "Dünyada hiçbir aktörün başına gelmeyen bir olayla karşı karşıyayım. Duvarlarda ismim yazıyor ve de sevgi sözcükleri... Bunları yapanlar gençlik. Bir sabah kalkıyorsunuz Paris'te Eiffel Kulesi'nde, Küba'da, köprü altlarında, trafo direklerinde, Türkiye'nin her ilinde, kayalarda, taşlarda adınızı görüyorsunuz. Çok onur verici bir şey" diyor.
Ayrılık zamanı geliyor. "Ah Nuri Bey, sizinle İstiklal Caddesi'nde şöyle bir yürümek isterdim" diyorum. Yolda herkes etrafını sarıyor, fotoğraf çektiriyormuş. Kim bilir ne kadar eğlenceli olurdu... "Tamam hayatım" diyor beni öperken; "Nevizade'ye gidelim, çekelim kafaları, sonra yürürüz İstiklal'de. Alo de yeter."